Geceden Ağrılar

/ 23.9.14
Tanrı'm siz dünyanızı yaratırken,
Benim kafama çivi çaktı
ağrılar,
Düzensiz çizikler,
kanamadı bile
Kaos çizikler
İlerleyemedik bu siste
Ütopyalar yıkıldı,
İnançlar günlerce ölüyken
Boş mezarlar Tanrı'm,
Bedenlerimize açlar
Çürütecekler bizi,
üstümüze çiçekler
dikecekler,
Şarap içecek arkadaşlar
Soğuk taşlarımızda, kemiklerimizde
Bulanıyor zihnim
Yüzlerin gölgesinde
Tanrı'm
Siz geceleri yaratırken
Bu ağrıya nasıl dayandınız?

B... Aforizmaları

/ 20.9.14
Babamın ağzından ne zaman çocukluğuma dair bir şeyler duymaya başlasam kaçıyordum. Sanki anılar sadece onundu, benim anılarım da ona aitti. İşin hayret edici yanı babam Bukowski'ye benziyordu, tıpkı babasının Kafka'ya benzediği gibi. Veyahut ben öyle olmasını istiyordum. 3 güne yakındır uyumuyordum. Midemde dün gece yediğim ton balığı duruyordu ya da iki gece önceydi, hatırlamıyorum. Nerede olduğumun farkında değildim, hayır, elbette odamdaydım, pislik içindeki odamdaydım ve arkamda bu pisliği bırakarak ölmek istemiyordum. Okuyor, zihnimdeki dumanı üflüyor, okuyordum; yazıyor, çiziyor ,alacağım Zenit'i düşünüyordum. Aklımın bir köşesinde de para hesabı yapıyordum. Laf satır arasında, paradan iğreniyordum, kağıt parçalarının dünyayı değiştirebilecek güce sahip olmasından, kağıt parçalarının üzerine ilham kusmamız yerine böyle bir sembole dönüştürülmesinden iğreniyordum. Ama lanet olsun ki ihtiyacım vardı, ihtiyaçlar insanı köşeye sıkıştırıyordu.

Buzdolabı suyu istediğim kadar soğutmuyordu, buzdolabı neden böyle yapıyordu?

Hiçbir Şeyin Önemi Yok

/ 21.8.14
Gençlik, yedi harf, iki hece. Yaşamın en değerli kılınan dilimi. İki basamaklı sayıların eşlik ettiği, bilimsel olarak evrelere ayrılmış ama önemsenmemiş, gençlik. Büyümüş bedenlerimizin, çocukluğumuzun geride kaldığını fark ettiğimiz anların toplamıyla gençliğimiz. Babamızdan yediğimiz hakaretler, sokaklar eve yaklaştıkça tanıdık biriyle karşılaşmanın korkusu ama nereden geldiği bilinmez bir cesaretle sigara içmenin hazzı, zorunda bırakıldıklarımız; hiçbir şey öğrenemediğimiz sınıflar ama okumak ve meslek sahibi olmak zorundalığı, dünyaya uyma standartlığı, kişilik oluşturma çabaları... İlk düşünmeye başlamışlıklarımız. Sevmek ve sövmek arasındaki çizgide ilerleyen kelimelerimiz. 70 yaşında hissettiren yorgunluklarımız, eve gitmemenin verdiği huzur, cebimizdeki son parayla ve dostlarla carpe diemlerimiz, yediğimiz kazıklarla kalışlarımız, aynı mahallede büyüyüp karşılaşınca selam vermediklerimiz, 'komşunun bahçesinden şeftali aşırdığımızda beni ele vermişti zaten'lerimiz. Başladığımız her işi yarıda bırakışımızın başarısızlığına rağmen büyük adam olma hedeflerimiz, takıntıları prensiplere çevirip bir tek kendimizi kandıramayışımız. Nihilist olunca annemiz bizi yine sevecek miydi sorularımız, tutunmaya çalıştığımız ideolojilerimizle ve 'Yaşın çok genç, bırak bu işleri' cümleleriyle gençliğimiz. Genciz, çok genciz, her şeye, lanet gibi üzerimizde taşıdığımız gençliğimizle, hep,çok genciz. Ve işte;
'' hiçbir şeyin önemi yok
bir yatakta debelenmekten başka
ucuz hayaller ve bir birayla
yapraklar ölürken ve atlar ölürken
ve ev sahibeleri koridorlarda dikmiş gözlerini bakarken;
canlıdır müziği çekilmiş perdelerin,
sinek sürüleri
ve patlamalar sonsuzunda
son insan’ın mağarası;
hiçbir şeyin önemi yok sızdıran lavabodan başka,
boş şişeden,keyiften, kıstırılmış
bıçaklanmış ve traş edilmiş gençlikten başka,
kendisine sözcükler ögretilip
ölsün diye
arkası yastıkla desteklenmiş gençlikten başka.''

Kabulleniş

/ 5.8.14
Yanlışların, her zaman bir lekedir ruhunda. Beyaz tişört üzerindeki çimen lekesinden farksızdır. Sen kaçmaya çalışsan da onlar seni bırakmaz. Hatalar, hiçbir zaman unutulmaz. Unutmaya çalıştığınız her an birileri yüzünüze vurur hatalarınızı. Küçükken futbol, oynar eve gelirdim. Yere düştüğümde canım, annemin bana atacağı fırçaya duyduğum korkudan yanardı. Kanayan dizlerimin acısını unuttururdu bana bu korku. Kan lekesini görmemeliydiler kıyafetlerimde. Çünkü önemli olan her zaman ‘güzelim tişört’tür. Acıyan can umursanmaz. Kol kırılır, yen içinde kalır. Fakat kol, yeni kirletmemelidir. On sekiz yıldır bu düzenle yaşıyorum. Üzülerek buna bir düzen diyorum. Korkulan bir düzen bu. Sürekli yaptığım hataların yüzüme vurulması, bir gün canımı yakmayacak diye korkuyorum. Gün geçtikçe birçok konuda umursamaz oluyorum. Umursamadıklarım listesine kendimi ve geleceğimi koymak istemiyorum. Koymaktan korkuyorum. Yüzleşmek istemediğim bu korku, her gece karabasan misali rüyalarıma giriyor. Uykularımın kaçtığı gecelerde, sarıldığım kâğıt ve kalemden utanır oluyorum.

Yaşadıklarımı kabulleniyorum. Tüm yanlışlarım beni oluşturur, bunu hayatımın hiçbir evresinde inkâr etmedim. Fakat insanlar, ben bunları kabullenmiyormuşçasına her seferinde bunları yüzüme vuruyorlar. Az önce de söz etmiştim, küçükken çok futbol oynardım ben. Hiçbir zaman kanayan yaralarıma yara bandı takmazdım. Rüzgârda yanardı dizlerim, aldırış etmezdim. ‘Düştüysek kalkarız’ dedim hep. Yara bandına ihtiyaç duyan insanları, utancını örten insanlarla bir tutardım. Şimdi çevremden aldığım tepkiler sanki ben yara bandını takıyormuşum gibi. Bir de yetmezmiş gibi yara bantlarını kendileri takıp yaralarımı eşelemekten bıkmıyorlar. Yapmadıklarımı, yapmış gibi gösteriyorlar. Önce yara bandını takıyorlar, sonra taktıkları bandı kendileri açıyorlar ve yaramı her seferinde daha fazla deşiyorlar. İçine tuz basıp kapatıyorlar bu yara bantlarını. Önceden avaz avaz bağırıp, kendimi savunuyordum. Artık sadece susuyorum. Hayatıma müdahale edilmesinden nefret eden ben artık hayatıma girip çıkanlara, yapılan müdahalelere sadece seyirci kalıyorum. Kabulleniş evresine girdim galiba...

Kendimden şüphe duymaya başladım. Bir gün o sürekli deştikleri yara, hızla kanayacak. Kan kaybede kaybede öleceğim. Daha önce engellediğim kan kayıplarına tedavi yapabilecek gücü kendimde bulmakta güçleniyorum. Oturmuş ölümümü bekliyorum. Son bir dermanla hareketlendiğimde ise ne yapacağımı bilmiyor, çözümü oturup kanayan yaramı izlemekte buluyorum. İzledikçe ben de yaralarımı deşiyor, acılarımı tazeliyorum. “Zamanında ne büyük işler yapmışım.” demekle geçiyor son dakikalarım. Son nefesimde bile içimde ukde olan tiyatro kurslarının, gitar eğitimlerinin hayalini kuruyorum. Ben ölsem dahi ölmeyecek tek şey beklentilerim sanırım. Kendimden umudu kessem bile beklentilerimden vazgeçemiyorum. Büyük bir sahnede alkışlanmak, güzel ve anlayışlı bir kadına deli gibi aşık olmak, en değer verdiğim dostumla ona eşlik edecek nota bilgisine sahip olup, sabahlara kadar gitar çalmak, benden ağır basıyor her zaman. Kendimi kaybettikçe, onlara ulaşmak benim için bir hayal oluyor. Her şeyin hayale dönüştüğü dünyamda, tek bir gerçek için yaşamak istiyorum. Fakat onu da bulamıyorum. Önceden de yazmıştım. Hiçbir şeyi tamamlayamıyorum. Taslaklarımdır belki de kanayan yaralarım. En büyük korkularımdan birisi daha gerçeklerim oldu işte. Kabulleniş aşaması, hızla ilerliyor kana karışan serum misali. Savunmasız kalıp herkese hak veriyor, hakkımı arayacak gücü kendimde bulamıyorum. Bizim davada meşhur bir laftır bilirsiniz artık ‘direnemiyorum’.

Yetim ile Deniz

/ 9.6.14
Denizle kalbim aynı ritimde atmaya başladığı zaman
Bırakırım kendimi suyun derinliklerine
Nefesim yettiği kadar da orada kalırım
Evime dönmüşüm gibi karşılanırım her zaman

Dönerim en eski günlerime
Çocukluğumdan da eskidir bu anılar
Tanımadığım annemin karnında
Derin bir uykudaymış gibi
Arınırım adeta bütün günahlarımdan

Vedalaşmaya gönlü olmaz denizin
Beni bulduğu yere bırakır isteksizce
Ve tekrar bulma ümidiyle
Engin denizlerin küçük yetimini

hakkımızda

835SATIR, Beş arkadaşın bir olup yazdığı,
küçük ama mütevazi blogdur.
Mayıs 2012'de kurulan bu blogda,
öykü, şiir, deneme vb. tarzlarda
yazılarımıza ulaşabilirsiniz.

e-posta ile takip

google ile takip edin

popüler yayınlar

haftanın şarkısı

Yiannis Glezos - The Lament(live, 2013)

paypal üzerinden bağış

toplumun uyanması gerek!

toplumun uyanması gerek!
Ne zaman edebiyat, ulaşmak istediği ilgiyi görecek?

önerilen bloglar

  • - kimler üzmüştü onu? cümlelerinin omuzları bu kadar düşük müydü eskiden de? saçlarının kıvrımını unuttuğumda ellerim titrerdi. daralırdı gökyüzü. siz hiç bul...
    1 ay önce
  • - Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Genellikle bilemem nereden başlayacağımı. Aynı masayı paylaştığım sevdiceğimin(geniş zaman kipiyle) bileklerini ...
    3 ay önce
  • vasıfsız parçalar 3 - 3. Hayatta bazı anlar vardır, bankta oturup biranı içersin, saat yirmi ikiyi geçmemiştir daha. Telefonundaki eski mesajlarına bakarsın onun. En son bir şey...
    10 ay önce

sansüre karşıyız!

sansüre karşıyız!
İnternet sansürüne hayır!
 
835SATIR / tüm hakları yazarlara aittir. / mart 2012