Yetim ile Deniz

/ 9.6.14
Denizle kalbim aynı ritimde atmaya başladığı zaman
Bırakırım kendimi suyun derinliklerine
Nefesim yettiği kadar da orada kalırım
Evime dönmüşüm gibi karşılanırım her zaman

Dönerim en eski günlerime
Çocukluğumdan da eskidir bu anılar
Tanımadığım annemin karnında
Derin bir uykudaymış gibi
Arınırım adeta bütün günahlarımdan

Vedalaşmaya gönlü olmaz denizin
Beni bulduğu yere bırakır isteksizce
Ve tekrar bulma ümidiyle
Engin denizlerin küçük yetimini

Ne Zaman?

/ 28.5.14
Ne zaman yeni başlangıçlara girişimde bulunsam hep başarısızlıkla karşılaşıyorum. Elimi attığım her şey elimde kalıyor. Son yıllarımın en amansız hastalığı; bir şeyleri tamamlayamamak. Bir şarkı, bir yazı, bir ödev, aklınıza ne geliyorsa... Bir süre sonra duraksayıp arkama baktığımda taslak halinde bir sürü şey görüyorum. Ben onların tamamına ben diyorum. Yıkık dökük evlerin, sararmış yaprakların arasından çıkarttığım ben. Yanmış, kül olmuş fotoğraflar arasından toparladıklarımla yeni bir tablo yapmaya çalışıyorum her defasında. Yaşanmışlıklar ilerledikçe daha fazla şey yanıyor, toparlanmam için gerekli olan materyallere ulaşamıyorum. Beni ben yapan özellikleri mumla arar oldum.Bir çoğunu yitirdim, diğer bir kısmını ise ancak "Ne güzel günlerdi.." diyerek anabiliyorum. Daha da kötüsü artık konuşamıyorum. İçimdekileri kimseye anlatamıyorum. Hoş, çoğu zaman ben bile anlamlandıramıyorum. İçime kapandıkça ben yok oluyorum, yok olduğumu hissettikçe daha çok içime kapanıyorum. “Ümit” denilen kelime sizin için birçok anlam ifade ederken benim için sadece bir erkek ismi oldu artık. Kim bilir belki de samimi bir mahalle bakkalının adı…

Güven duygusunu yitiriyorum. Kimseye güvenemiyorum, kendimi de kimse konumunda tutuyorum. Güvenmek istediklerimden yediğim kazıkları, sırtımdaki bıçakları her defasında hissediyorum. Sürekli kafamda bir darp raporuyla yaşıyorum. Sahi hangi adalet, hangi kurum ya da kuruluş ilgileniyor bunlarla? İlahi adalet dediğiniz duyar gibiyim. Ama ben ondan da umudumu yitireli çok uzun zaman oluyor. Bu yüzden kimse konumuna kendimden önce ekledim ya tanrıyı…

Çevremde güvendiğim insanlar yok değil. Bu yüzden daha ne kaybedebilirim demiyorum. Ben bir şeylerden bahsetmesem dahi beni anlayan insanlar onlar. Belki de tek olumlu penceresi hayatımın, bu güzel adamlar. Tabi ki siz burada adamlık kelimesini hangi manasında kullandığımı çok iyi biliyorsunuz. Fakat onlar da aynı sorundan dert yanar oldular son zamanlarda. Önceden iyi kötü birbirimizi rahatlatabilirken şimdi bir soruyla yola çıktığımız en samimi muhabbetlerimizde düşünce denizinin soğuk sularında can veriyoruz. Bulduğumuz her cevap birkaç yeni soru sunuyor bize ve bu kısır döngü hep böyle adice devam ediyor. En sonunda sorgulamayı bırakıp bekleme evresine geçiyoruz. İşin içinden çıkılamaz sorulara harcadığımız gecelerden, sigaralardan özür dilercesine… İlk ben geçtim bu evreye sonra onlarda zamanla benim yanımdaki yerlerini aldılar. Kimi neyi beklediğimizi bilmiyoruz. Yabancı bir şehirde bineceği otobüs numarasından emin olmayan ve sormaktan çekinen insanlara döndük. Hatta o kadar umutsuzuz ki bu bekleyişten eski Türk filmlerindeki saf köylülere dönüşüyoruz. Her gördüğümüz insana "Sen onu tanıyor musun?" diyoruz ya da onlara sorgusuz sualsiz güvenmeye çalışıyoruz. Hatayı kendimizde aradığımız dönemlerde güvenmeye çalıştığımız o insanlar da her defasında güvenmenin yanlış bir şey olduğunu yüzümüze vuruyorlar. Önceleri sütten ağzımız yanıyor, yoğurdu üfleyerek yiyorduk. Şimdi ise "Bizim sütten ağzımız yandı, artık süt ve süt ürünleri kullanmıyoruz!" diyoruz. Sonra hayatımıza yeni insanları da alamıyoruz. Her birisi birer tehlike unsuru bizim için. Çünkü Kaan Çaydamlı’nın da dediği gibi "Yalnızlık adamı kanca eder be Brit!" .

Artık yeni bir hastalığım var. Yanılmıyorsam tıp buna "paranoya" diyor. Her şeyin sonunda bugün tekrar dönüp bakınca arkama artık bir enkaz değil bir sürü soru işareti görüyorum. Önceden beni tatmin etmeyen kalıntıları özler oluyorum. Bazen o soruları da seviyorum, bunun doğruluğunu sorgulamadan. Ne de olsa benimle kalan nadir şeylerden bu sorular. Bu kadar çok soru kelimesini zikretmişken bu metni de bir soruyla sonlandırmak istiyorum. Gerisini siz doldurursunuz. Kendi yaşanmışlıklarınızı, sınırlarınızı ve yalnızlıklarınızı göz önünde bulundurarak…

NE ZAMAN?

Gün

/ 23.5.14
Mahpuslarda mazlumlar yatıyor
Caniler elini kolunu sallayarak geziyorsa
Meczup gibi bağırma
Bir köşeye otur düşün
Namuslu insan kanına susamışlara karşı

Yumruğunu kaldır en havaya
Hesap sorma vakti geçmiş değil
Adalet güneşi batmaya yakınsa
Gün günü değil
Torunları kurtarma günüdür dostlar!

Halil Abi

/ 22.5.14
Sevemiyorum seni
Moda'daki Şarapçı Halil Abi gibi
O her gün duyuruyor sevdasını sokaklara
Bense adını söylemekten acizim

Bazen canıma tak ediyor
Mesai bitimine yakın açıp
Bütün hana duyurayım istiyorum sana olan sevdamı
Ses tellerim beni yarı yolda bırakmasa
Onu da bir gün yapma niyetindeyim

Gecenin bir vakti
Gittim yanına Halil Abi'nin
Anlatım bütün aptallıklarımı
Bana elindeki şişeyi uzattı ve ekledi:
Buldun artık zincirlerinin kilidini
Git koş ona artık
Bırakma onu da sevdasız

İki Küçük Ceviz

/ 10.5.14
Bu herhangi bir şehrin herhangi bir parkında Komiser Colombo gibi yakaları dağınık göz kenarlarında güneş gözlüğü takmama inadından oluşan küçük kırışıkları olan adamın öyküsüdür.
Sabah yine alarmdan erken uyanıp, otobüsü saniyelerle kaçırdıktan sonra tabana kuvvet yürümeye başladı. Gazetesini koltuğunun altına sıkıştırdıktan sonra sıralanan ıhlamur ağaçlarının önünde sırasıyla durdu. Hepsinin köklerine bir tane ceviz yerleştirip koşmaya başladı. Geç kaldığını anlamıştı. Geç kalması onun için pek iyi değildi. Aslında alışkanlık haline getirdiği bu davranış işverenini kızdırır ve çenesini hayli açardı. Artık sabrı iyice taşmıştı ve cebindeki cevizi patronun ağzına sıkıştırdı. İstifa mektubunu masaya yerleştirdikten sonra birkaç Rumca küfür işitti. Beyoğlu'ndaki çoğu iş hanındaki gibi bu işletmenin sahibi de bizlere İstanbul'u, ticareti ve denizi sevmeye alıştıran Rum dostlarımızdan birisi olmasını yeni anlamıştı. Bütün girdiği işlere bir türlü tutunamayan adamın bu hali kısmetini kapatsa da bu onu pek üzmüyordu. Taksim'den Kabataş'a giden otobüsün arka kapısından bindi. Yine biletçinin bakışlarından kaçabilmek için yüzünü teselli veren deniz manzarasına döndü. Birkaç duraktan sonra vicdanına yenik düşüp bilet parasını ödedi. Kabataş Parkı'nın orada indi. Parkın cilvelerine karşılık vermek istedi. İstedi istemesine de kimsenin yolunun düşmediği parkta birkaç çiçekten fazlası vardı. Bu öğleden sonrası sanırım eteği en kabarık, yanakları elmayı andıran saç uçlarında küçük dalgaları olan ve sabah güneşi gibi parlayan dişlere sahip olan güzel -yok sanırım sadece güzel olamazdı çok farklı bir şeydi- Mayıs güneşi gibi ılık ve kendinizi canlı hissettiren bir kızdı. O sırada aklına herhangi bir iltifat gelmediğinden cebine daldırdığı elinden iki küçük ceviz çıkarıp kıza uzattı. Bir hafta bir işte çalışamayan adamın, bir kadına olan ve yarım yüzyıl daha sürecek aşkı başlamış oldu.

galata

galata

haftanın şarkısı


senle beraber olsam da sevgilim,
ayrılsak da ölsek de bu yolda
hep yalnızlık yavrum yalnızlık ömür boyu
yalnızlık ömür boyu
senle beraber olsam da sevgilim
hiç görmesek birbirimizi,özlesek
ömür boyu bağlansak da,sevinsek de,üzülsek de
yalnızlık ömür boyu
birden sen gelsen aklıma,seni unutsam bazı bazı
meraklansam gizlice, delice kıskansam seni
hep yalnızlık var sonunda,yalnızlık ömür boyu
hep yalnızlık var sonunda,yalnızlık ömür boyu

hakkımızda

Altı arkadaşın bir olup yazdığı küçük ama mütevazi blogdur.
Mayıs 2013'de kurulan bu blogda, öykü, şiir, deneme vb. tarzlarda yazılarımıza ulaşabilirsiniz.

google ile takip edin

popüler yayınlar

önerilen bloglar

  • * - kendimi kaybediyorum sonra. yüzündeki benler tanıdık gelmiyor. sonra sen örmüyorsun saçlarımı, dünyada ne kadar toz varsa gözüme kaçıyor. plastik sevinçleri...
    2 hafta önce
  • - Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Genellikle bilemem nereden başlayacağımı. Aynı masayı paylaştığım sevdiceğimin(geniş zaman kipiyle) bileklerini ...
    3 hafta önce
  • vasıfsız parçalar 3 - 3. Hayatta bazı anlar vardır, bankta oturup biranı içersin, saat yirmi ikiyi geçmemiştir daha. Telefonundaki eski mesajlarına bakarsın onun. En son bir şey...
    8 ay önce

iletişim formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

 
Lanet Olası Federaller / tüm hakları yazarlara aittir. / mart 2013